|
Geçtiğimiz on yılda Türkiye, organize perakendecilikte temel adımları atmayı
başardı. Yabancı zincirler Türkiye’de hızla yayıldı. Şirketler sektörün
yarattığı nakit patanın cazibesine kapılarak, perakende işine girdi.
Sağlıksız büyüme dönemi 2001 kriziyle sona erdi. Son üç yılda, sektör adeta
yeniden yapılandı. Ancak bu alanda Türkiye’nin daha kat etmesi gereken çok
yolu var…
Geçtiğimiz 10 yıl aslında Türk perakendecilerinin, sektörü tanıma ve
perakendeyi öğrenme dönemi olarak kabul edilebilir. Bu dönemi 2001 kriz
öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırmak mümkün. 2001 öncesine
bakıldığında, Türk perakendeciliğinin kurumsallaşması anlamında en önemli
gelişmelerden biri 1990’da ilk büyük ölçekli yabancı yatırımın Türkiye’ye
gelmesi oldu. O dönemde Türkiye’de henüz barkod uygulaması dahi yoktu.
Metro’nun Güneşli’ de açtığı mağaza o yıllarda sektör içinde ve dışında
birçok yetkili tarafından ziyaret ediliyordu. Hatta dönemin Cumhurbaşkanı
Turgut Özal birçok yabancı devlet adamını, Türkiye’nin üretim gücünü
göstermek amacıyla bu mağazaya götürmüştü. Metro’nun gelmesinden üç yıl
sonra da Fransız Carrefour, Türkiye’ye adımını attı. Bu gelişmeler,
özellikle Migros gibi büyük bir Türk perakendecilerinin de silkinmesine,
dünya standartlarında hizmet vermek amacıyla altyapılarını ve
operasyonlarını gözden geçirmelerine yol açtı. Bu yeniden yapılanmanın ilk
somut sonuçlarından birisi, Türk perakendeciliğinin yurtdışına açılması
oldu. Migros, 1996’da Azerbaycan’da ilk yurtdışı mağazası Ramstore’u
faaliyete soktu. Migros, başta Rusya olmak üzere eski Sovyet Bloğu
ülkelerinde hızla yayıldı. Migros’u ilerleyen yıllarda Yimpaş ve Gima
grupları izledi.
Hızlı Büyüme Formülü
2001 yılına gelinceye kadar, sektör adeta
hormonlu büyüdü. Bu dönemde, perakende sektörünün en büyük gelir kalemleri
arasında operasyon dışı gelirler ve nakdin finansal piyasalarda
yönetilmesiyle elde edilen gelirler başı çekiyordu. Bu dönemde bir çok
finansal grup bir perakende şirketi sahip olma sevdasına düştü. Karlılığın
sırrı, vadeli mal alıp nakit satmakta yatıyordu. Nakdin değerli olması,
küçük sermayeli KOBİ niteliğindeki işletmeleri de sektöre çekti. Ülke
çapında, ağırlıklı olarak 3 ile 10 arasında mağazadan oluşan binlerce küçük
zincir ortaya çıktı. Büyük zincirlerin bu dönemde penetrasyonlarının sınırlı
olması küçüklerin en büyük avantajıydı. Ayrıca, küçük işletmelerde kayıt
dışı gerçeği, sigortasız istihdam bu zincirlerin ayakta kalmasına imkan
verdi. Bu dönemde Canerler, Greens, Batlaş gibi küçük zincirler ortaya
çıktı. 2000 yılına gelindiğinde Tansaş ve Gima gibi şirketlerin piyasada
agresif büyüme stratejisine girişmesi, sektörde sınırlı da olsa bir
konsolidasyon süreci başlattı. Bu hızlı büyüme ortamının getirdiği en önemli
sonuçlarından biri, mağazaların yabancı zincirlerin sahip olduğu kalitede
altyapıya sahip olması oldu. Özellikle, bu dönemde küresel anlamda perakende
sektörünün en önemli rekabet avantajları arasında yerini alan bilişim
uygulamaları yerli perakendeciler tarafından da uygulanmaya başlandı.
Aslında bu yatırımlar büyük ölçüde plansız olarak gerçekleştiriliyordu.
Birçok şirketin yaklaşımı, ‘Diğerlerinde var, bende de olsun’ şeklinde
özetleniyordu.
İnsan Kaynakları Altyapısı Oluştu
Bu gelişmelerin sonucunda, sektörün en büyük
eksiklerinden biri olan nitelikli insan kaynağı oluşmaya başladı. 90’lı
yılların başında şirketler çok yüksek fiyatlarla yönetici çalıştırıyorlardı.
Örneğin,orta ölçekli bir zincirin satın alma yöneticisi, yaklaşık 5 bin
dolar maaş alıyordu. Aynı pozisyonlara bugün, bu rakamların yarısı ödeniyor.
Sektör büyüdükçe, segmentler çeşitlendikçe nitelikli ve deneyimli eleman
sayısı da arttı. Şirketler arasında yaşanan transferler de, iş gücü adına
rekabetçi bir ortamın oluşmasını sağladı.
2001 Krizi ‘Milat’ Oldu
Sektördeki bu saadet zinciri, 2001 krizi ile
sona erdi. Birçok sektörde olduğu gibi perakende de oyunun kuralları
kökünden değişti. Krizin ilk döneminde tüketim hızla düştü. Yürürlüğe giren
sıkı mali politikalarıyla, devlet harcamaları kısarak enflasyonu
dizginlemeye çalıştı. Bunun sonucunda, reel faizlerde önemli bir düşüş
yaşandı. Sektördeki operasyonlarında rekabet avantajına sahip olmayan
şirketler büyük darbe aldı, bazıları battı. Bu dönemde özellikle Tansaş ve
Yimpaş gibi bağlı bulundukları grubun diğer kaynakları sayesinde hızlı
büyüyen şirketler çok zor duruma düştü.
Paradan Para Kazanma Devri Bitti
Kriz sonrası hemen hemen bütün şirketler,
yeniden yapılanma sürecine girdi. Şirketlerin artık gerçek operasyonlarından
para kazanmaları gerekiyordu. Küresel trendleri daha yakından takip ederek
rekabet avantajlarını artırma yoluna gittiler. Bazıları Türkiye pazarına
özgün rekabet avantajı geliştirdi. Yeniden yapılanma sürecinden en başarıyla
çıkan zincir Tansaş oldu. Yönetiminde yenilmesiyle birlikte şirket, büyük
bir dönüşüm gerçekleştirdi. Verimsiz mağazalarını sattı. 2002 yılında
belirlenen strateji gereği şirket sadece süpermarket formatına odaklandı,
diğer alanlardan çıktı. Büyük şehirlerde süpermarket formatının ihtiyaç
duyulan bölgelerde hızla yaygınlaştı. Sonuçta şirket tekrar istikrarlı bir
yapıya kavuştu. Şirket bugün sektörde ilk üçe oynuyor.
Krizin Yarattığı Yıldızlar
Her kriz ve ekonomik patlama mutlaka yıldızlar
da doğurur. Bu krizin ve istikrarsız ortamın yıldızı da kuşkusuz BİM’di.
Zapsu Ailesi’nin girişimiyle 1995 yılında faaliyete geçen şirket, Almanya’da
hard discount (büyük indirim) formatında faaliyet gösteren Aldi’nin
modelini örnek aldı. Türkiye’de satın alma gücünün hızla düştüğü ortamda BİM
hızlı ve sağlıklı şekilde büyüdü.Yine, hard discount (büyük indirim)
formatında neredeyse hiçbir ciddi rakibin bulunmaması BİM’in başarısında bir
başka önemli unsurdu. Mağaza geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla binden fazla
mağaza ve 1 milyar dolara yakın ciro ile Migros’un ardından ikinci sırada
yer aldı. BİM’in başarısında bir başka dikkat çekici nokta ise yönetsel
anlamda son derece çağdaş bir politika izlemesi. Örnek olarak, dünyanın en
büyük yatırım bankalarından Merill Lynch, şirkete sermaye koyarak ortak
oldu. 2001 yılında göreve Hollanda kökenli, yıllarca Aldi’de yöneticilik
yapmış bir isim olan Jos Simons’u getirmesi bir başka vizyoner yaklaşım
olarak dikkat çekti. Diğer taraftan, krizle birlikte birçok şirket
küçülürken, özellikle 3 şile 10 arası mağazaya sahip işletmeler büyük
sıkıntı yaşamaya başladı.
10 Yılda Yüzde 450 Büyüme Bekleniyor
Yabancı perakendecilerin projeksiyonlarında
Türkiye;Çin, Rusya, Mısır ve Hindistan gibi ülkelerden sonra en hızlı
büyümesi beklenen pazarlar arasında yer alıyor. Bu değerlendirmenin altında
son derece basit bir makroekonomik hesap yatıyor. Gelişmiş ülkelerde büyüme
rakamları yüzde 0.5 puanı geçmemesine rağmen Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda
ortalama yüzde 5 büyümesi bekleniyor. Buda AMPD’nin (Alışveriş Merkezleri ve
Perakendeciler Derneği) 2003 sonunda hazırladığı rapora göre 40 milyar
dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olan hızlı tüketim ve ihtiyaç malzemeleri
pazarının, 10 yılda 65 milyar doları aşması anlamına geliyor. Aynı
araştırmaya göre gelişmiş ülkelerde yüzde 15 ile 20 düzeyinde olan bakkal,
küçük market gibi geleneksel perakendelerin Türkiye’deki payı yüzde
70’lerde. Dernek, önümüzdeki yıllarda AB’ye uyum süreciyle bu tablonun tam
tersine dönmesini ve organize perakendecilerin payın yüze 30’dan 70’lere
çıkmasını bekliyor. Bu projeksiyon gerçekleşirse, organize perakendecilerin
12 milyar dolarlık pazar büyüklüğü beş yılda 30 milyar doları; 10 yılda da
45 milyar doları aşacak. Buda mevcut pazarın dört kat büyümesi anlamına
geliyor.
Büyük İşgücü İhtiyacı Doğacak
Sektörün istihdam üzerindeki etkisi ise
ülkemizde çift yönlü olacak. Bugün toplam 3 bin 500 satış noktasına sahip
organize perakende alanında toplam 40 bin kişi çalışıyor. Geleneksel
perakendeciler ise 150 bin dolayında satış noktasına sahip. Bu rakama semt
pazarlarındaki on binlerce tezgah dahil değil. 10 yıl içerisinde organize
perakende sektöründe çalışanların sayısı neredeyse pazarın ciro bazındaki
büyümesiyle doğru orantılı şekilde artarken, geleneksel perakendecilerin
önemli bir bölümü işsiz kalacak. Bu da sektörde önümüzdeki 10 yılda 100
binden fazla işgücüne ihtiyaç duyulacağı anlamına geliyor. Sadece 2004
yılında yaşanan iki küçük örnek dahi gelişmenin yönünü anlamaya yetiyor.
Buna göre, önümüzdeki aylarda başlayacak olan ve Dünya Bankası’nın finanse
ettiği Kargem ve İşkur tarafından düzenlenen projeyle 2 bin genç sadece iki
aylık eğitimle perakende sektöründe çalışmaya başlayacak. Diğer taraftan
Eminönü Belediyesi’nin girişimleriyle Eminönü ve civarındaki seyyar
satıcıların kaldırılması sonucu binlerce satıcı işsiz kaldı. Ancak sektörde
insan kaynağı açısından en büyük ihtiyaçlardan birisi de orta ve üst kademe
yöneticilerde yaşanacak. Özellikle yabancı sektör uzmanlarının, Türkiye
perakendeciliğinin mevcut durumlarıyla ilgili yaptığı yorumlarda hala
yeterince eğitimli insan gücünün bulunmadığı dikkat çekiyor. Önümüzdeki
dönemde sektördeki hızlı büyümeyle bu ihtiyaç daha da artacak.
Şirketler Verimliliğe Odaklanacak
Sektörle ilgili bu makro değerlendirmelerin
yanında, genel olarak 2001 sonrası başlayan dönüşümün devam ettiği
söylenebilir. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yılda en önemli eğilimin
operasyonlarda yüksek verimliliğe odaklanma olacağını söylüyor. Bunun için
şirketlerin bir dizi strateji ve yöntemi devreye sokması gerekiyor.
Şirketler, verimsiz işletmelerini, mağazalarını tasfiye etmeye devam
edecekler. Operasyon maliyetlerini düşürecek uygulamalara, yatırımlara
gidecekler. Belirli formatlara odaklanacaklar. Büyüyerek, birim mağaza
başına maliyetlerini düşürebilecek ve bu satın alma için yeterli finansman
gücü bulunan şirketler satın almalara girişecek. Sektörün en kısa vadeli
sorunu olan verimlilik konusunda bütün şirketler süreçlerini yeniden gözden
geçiriyor, operasyonlarını yalınlaştırıyor. Sektörün orta boy şirketlerden
Gima, bu sürece örnek verilebilir. Şirket halen maliyetlerini kısarak
verimliliğini artırmaya çalışıyor. Yine, geçtiğimiz yıllarda hormonlu bir
şekilde büyüyen şirketlerden Yimpaş da bu dönemde ciddi finansal sorunlarını
aşmak amacıyla küçülmeye çalışıyor. Bilindiği üzere Yimpaş, geçtiğimiz
dönemlerde yurtdışında açtığı mağazaların önemli bölümünü kapattı.
Doğru Teknoloji Yönetimi Arayışı
Kuşkusuz verimlilik artışında en önemli
rollerden birisini bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de teknoloji
üstlenecek. Bu alanda Türkiye’de Migros ve Tansaş gibi öncü firmalar konuyla
ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Tansaş’ın diğer teknoloji şirketleriyle
işbirliğine giderek geliştirdiği bazı uygulamalar oldukça dikkat çekici.
Buna göre Tansaş mağazaları bir ürünü sattıktan sonra, yeni ürün siparişini
otomatik olarak tedarikçi firmalara iletiyor. Şirketin Tansaş’a sevk
ettikleri ürünler, depolara girmeden ihtiyaç duyulan mağazalara iletiliyor.
Ancak, uzmanlar geniş çaplı teknolojik dönüşümler için şirketin iş yaptığı
bütün kuruluşların bu sürece hazır olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Örneğin, RFID teknolojisinin verimli şekilde uygulayabilmesi için şirkete
mal veren üreticilerin, lojistik operasyonunu yürüten şirketlerin ve
perakende şirketinin teknik alt yapısının uygun olması gerekli. Türkiye’de
de diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi gelişmiş ülkelere göre insan
kaynağı çok ucuz olduğu için bu teknoloji yatırımının hangi vadede uygun
olduğu büyük bir soru işareti. Uzmanlar bu noktada, şirketlerin kendileri
için en uygun teknolojiyi yatırımı ve uygulamasının ne olduğunu tespit
edecek teknolojiyi yönetiminin büyük önem taşıdığını ifade ediyor.
Pazarda 6-7 Büyük Oyuncu Kalacak
Sektörde verimliliğin en büyük kaynaklarından
birisi şirketlerin ölçek büyütmeleri olacak. Bunun için de yerli ve yabancı
işletmelerin şirket satın almaları gerekiyor. Uzmanlar, konsolidasyon
sürecinin beklenilenden yavaş gittiğini kabul etse de 10 yıl sonra pazarın
çok büyük bölümünün beş ile yedi oyuncu arasında paylaşılacağını iddia
ediyorlar. Migros, BİM, Tansaş, Carrefoursa ve Metro’nun bu lider firmalar
arasında olmaya devam etmelerine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak diğer birkaç
şirketin kim olacağı belirsiz. Bu noktada özellikle Gima ve Yimpaş
gruplarının durumu büyük belirsizlik yaratıyor. Buna göre, Gima son dönemde
finansal açıdan toparlanırken, şirket yönetiminin uygun bir teklif gelirse
Gima’yı satabileceği iddia ediliyor.
Büyük Zincirlerin Hala Şansı Var
Bu konsolidasyon beklentisinin küçük ve orta
büyüklükte şirketleri nasıl etkileyeceği hala soru işareti. Herkes bu
şirketlerin sayısının zamanla önemli ölçüde azalacağını iddia ediyor. Ancak
özellikle orta-alt segmentin bulunduğu bölgelerde faaliyet gösteren başarılı
perakende zincirleri bulunuyor. Örneğin, 100 milyon dolar büyüklüğündeki
Kiler ve Caner’ler orta büyüklükte başarılı perakendeciler olarak
gösteriliyor. Diğer taraftan ağırlıkları hiç de azımsanmayacak nitelikte, 10
ile 40 arasında mağazaya sahip işletmeler pazarda adeta gerilla taktiği ile
mücadele ediyor. Büyük zincirlerin şartlarına uygun yer yokluğu ve diğer
etmenler nedeniyle şu ana kadar giremedikleri kenar mahallelerde ve
Anadolu’da hem geleneksel bakkalların hem de perakende zincirlerinin bazı
avantajlarını müşteriye sunmaya çalışıyorlar. Buna göre, bakkallar gibi
müşterilerin evlerine son derece yakın, avantajlı yerlerde konumlanıyorlar.
Büyük zincirlerin iddialı olmadıkları taze sebze gibi segmentlerde klasik
bir manav gibi faaliyet gösteriyorlar. Diğer taraftan özellikle nakit
açısından güçlü işletmeler, pazarda fiyatları yakından takip ederek cazip
spot satın almalar yapabiliyor. Bu nedenle de bazı uzmanlara göre, orta ve
küçük ölçekli işletmeler için kısa vadede çok önemli bir tehdit
oluşturmadığını düşünüyor.
Anadolu’ya Yönelecekler
Şirketler en fazla “Hangi bölgelere
yayılmalıyız ve nerede yeni mağaza açmalıyız” sorularına yanıt arıyorlar.
Veriler pazarın satın alma noktası bazında hala bakir olduğunu gösteriyor.
Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği’nin (AMPD) geçtiğimiz yıl
büyük şehirlerde yaptırdığı araştırmaya göre, perakende şirketleri hala
yoğun olarak büyük şehirlere sıkışmış durumda. Hatta yoğunlaşmanın büyük
şehirlerde orta-üst segmentte tüketicilerin yaşadığı bölgelerde.
Araştırmada, aynı bölgede zincir mağaza bulunmasına rağmen bu mağazalardan
alışveriş yapmayanların bu duruma en önemli gerekçe olarak uzaklığı
gösteriyor. Birçok perakende yöneticisi orta-alt segmentin yaşadığı
bölgelerin karlılık anlamında cazip olmadığını belirtse de bu bölgelerde
gerek lokasyon gerekse fiyatlandırma anlamında doğrı konumlanan şirketler
başarılı olabiliyorlar. Sadece dokuz yıllık geçmişi bulunan BİM’in başarısı
bu duruma somut bir örnek. Sektördeki lokasyon ve penatrasyon sorunu,
şirketlerin lokasyon belirleme ve emlak seçim sürecine daha fazla önlem
vermelerine yol açacak. Bu süreçte emlak çevresindeki ekonomik ve demografik
yapının analiz edilmesi gerekiyor. Giğer taraftan, 10 yıl sonra pazarda
önemli oyuncular arasında yer alabilmek için zincirlerin bugünden Anadolu’da
konumlanması lazım. Anadolu’da genel olarak büyük perakende zincirleri son
derece az sayıda, sadece birkaç gelişmiş ilde yoğunlaşmış durumda. Gelişmiş
şehirlerde dahi etkinlikleri ve yaygınlıkları son derece sınırlı. Bu
yaygınlaşma konusunda en şanslı mağaza format tipi süpermarketler ve
özellikle indirim mağazaları. Şirketin, başarılı olmak için doğru faaliyet
formatını seçmeleri gerekiyor. AMPD’nin araştırması, şirketler için bir
başka fırsatı işaret ediyor. Araştırmaya göre perakende mağazalarından
alışveriş etmeyen vatandaşların buna gerekçe olarak gösterdiği nedenlerden
biri de pahalılık. Zaten neredeyse bütün sektör yöneticileri, Türkiye’de
market tipi anlamında en önemli fırsatın indirim mağazaları alanında
görüldüğünü ifade ediyor. Türkiye’de şirketlerin önümüzdeki dönemde en büyük
sorunlarından birisi müşteri sadakatinin azalmaya devam etmesi olacak.
Büyüklük açısından birbirlerine yakın perakende zincirlerinin fark
yaratabilmesi için yenilikçi uygulamalara gitmesi gerekiyor. Bu noktada
yurtdışında önem kazanmaya başlayan entertainment (eğlence) uygulamaları
önem kazanacak. Bu noktada yerli şirketlerin hala emekleme safhasında olduğu
söylenebilir. Önümüzdeki dönemde, yerli perakendeciler Rusya, doğu Avrupa ve
Ortadoğu gibi çevre ülkelerde fırsatları daha yakından takip edecek.
Migros’un son 10 yılda Rusya’daki başarısı diğer şirketlere örnek oluyor.
AB, Organize Perakendecilere Yarayacak
Perakende AB
entegrasyon sürecinin en fazla etkileyeceği sektörler arasında gösteriliyor.
Organize perakendenin toplam içindeki payının artacağı, geleneksel
perakendecilerin payının ise azalacağı tahmin ediliyor. Bu süreçte özellikle
Avrupa merkezli yabancıların Türkiye’deki yatırımlarını artırmaları
bekleniyor. Bu yatırımlarında etkisiyle, organize perakendecilerin toplam
alışverişten altıkları payın yüzde 30’lardan Avrupa ortalaması olan yüzde
70-80 değerlerine ulaşması öngörülüyor. Bu gelişimde, Avrupa birliği’nin
ekonomik beklentileri arasında yer alan kayıtdışının azaltılması önemli rol
oynayacak. Geleneksel perakendecilerde kayıtdışı oranının çok yüksek,
organize perakendede ise bu oranın neredeyse sıfıra yakın olduğu
düşünüldüğünde bu beklenti son derece mantıklı görünüyor. Avrupa Birliği’nin
özellikle insan sağlığını ilgilendiren ürün ve hizmetlerdeki yoğun
düzenlemeleri de sektörde etkili olacak. Geleneksel perakendecilerin önemli
bir bölümünün bu düzenlemelere uyamayacağı öngörülüyor. Organize
perakendeciler şu an her açıdan Avrupa Birliği standartlarına hazır
olduklarını ve bu sürecin kendilerini olumlu etkileyeceğini kaydediyorlar.
Kaynak: Platin Dergisi
|