|
Irak’ın yeniden yapılanma süreci içinde ülkemizden ne oranda ürün ithalatı
yapılacağı konusunda halen bir belirsizlik söz konusu. Rusya ve Çin yavaş
yavaş önemli ticari hareketlerin olacağı merkezler olma yönünde ilerliyor.
Avrupa Birliği’ne giriş süreci içinde dış ticaretimizin nasıl
etkileneceğinin belirsizlik taşıması ve dış ticaretimizin dış politik
gelişmelerden, savaş gibi olumsuz gelişmelerden çabuk etkilenebilmesi
sektörde risk oluşturabiliyor.
Ayrıca, nakliye sektöründe savaş riskinin getirdiği ek maliyetler sözkonusu.
Savaş durumunda hem hava, hem deniz, hem de kara taşımacılığında riskten
dolayı fiyatlar yükselebiliyor, bazı ülkelere ise taşımacılık tamamen
durabiliyor. Stratejik ve coğrafi konumu nedeniyle birçok ülkeye yakın
konumda olan Türkiye, nakliye şirketleri tarafından riskli ülkeler kapsamına
alındı. UND (Uluslararası Nakliyeciler Derneği) tarafından yapılan
açıklamada, sektörün dünya genelinde 2012 yılında yaklaşık 45 milyar USD
civarında artı değer üreteceği hesaplanıp, bu rakamın 15 Milyar USD’ sinin
Türk nakliyecilerinin stratejik ülkelerde konuşlanmasından sağlanacağı
düşünülüyor.
Uluslararası Türk nakliyecileri AB kökenli meslektaşları ile eşit rekabet
koşullarında faaliyet gösterememekten yakınıyorlar. Yabancı araçlar ile tam
rekabet koşulları çerçevesinde eşitliğin sağlanabilmesi için, sınır
kapılarındaki operasyonel servis birimleri ve kullanılan belge bürokrasisi,
Türk plakalı araçlar için azaltılması ve denetimlerin etkinleştirilmesi için
çağdaş, teknolojik sistemler kurularak tüm servislerin bilgisayar ağı ile
donatılması gerekiyor.
Son yıllarda ton başına sağlanan döviz girdisinin giderek düşme eğilimine
girmesinin temel sebebinin firma enflasyonu sorunuyla ilgili olduğu
düşünülüyor. UND’nin yüzde 95’ini temsil ettiği Türk uluslararası kara
nakliye sektörünün en büyük sorunlarından birinin, geçiş belgesi
kotalarındaki yetersizlik olduğu ifade ediliyor. Avrupa’nın en güçlü
filolarından birine sahip olan Türkiye’nin pazardan daha fazla pay
alabilmesi amacıyla, 2002 yılında alternatif güzergahlar oluşturulması için
çalışmalar yapıldı.
Sektörde diğer bir sorun ise taşımacılık ve depolama alt yapısı. Türkiye’de
2003 yılı itibariyle yurtiçi taşımacılığın yüzde 94’ü karayolu kullanılarak
yapıldı. Türkiye’de demiryolu ve denizyolu seçeneklerinin daha cazip hale
getirilmesi gerekiyor. Depolamada aşırı bir enflasyon söz konusu. Türkiye’de
çok sayıda depo bulunmasına rağmen birçoğu kapasitesinin altında çalışıyor.
Bu da aşırı taşıt trafiği ve zaman kaybı oluşturuyor. Türkiye’nin büyük
ölçekli ve mümkün olduğunca otomasyon düzeyi yüksek depolara gereksinimi
var. Ayrıca, özellikle geçmiş yıllarda devlet tarafından verilen teşviklerle
ve uygulanan araç yenileme politikaları sonucunda Türkiye’nin gereğinin çok
üzerinde bir araç sayısına ulaştığı vurgulanıyor. Bu durum sektörde sıkıntı
doğuruyor.
Lojistik hizmetinin verilebilmesi önemli yatırımları gerektiriyor. Bu
yatırımın lojistik şirketlerince yapılması ise hizmeti talep eden şirketler
ile lojistik hizmeti veren kuruluşlar arasında uzun vadeli anlaşmalar
yapılması ile olanak kazanıyor. Fakat, hizmet talep eden şirketler
genellikle 6 aylık veya 1 yıllık anlaşmaları ve birden fazla tedarikçi ile
çalışmayı tercih ediyorlar. Bu da lojistik şirketler açısından uzun vadeli
yatırımları olanaksız kılabiliyor.
Türkiye’de lojistik sektöründe diğer önemli sorun ise; tam bir bakış
açısının sağlanamamış olması. Sektörün küreselleşme sürecinde dünya lojistik
ağında önemli konuma sahip olması gerekiyor. Bu çerçevede dünya, AB ve ülke
genelinde lojistik entegrasyonlar sağlamak, lojistikte standardizasyon ve
sertifikasyonlar oluşturmak, sektörel verimlilik ve etkinliği arttıracak
şekilde yapılanmak, kamu ve özel sektör kurumları arasında eşgüdüm sağlamak,
lojistikte insan kaynakları, bilgi, beceri ve yetkinlikleri arttırmak,
çağdaş ve ekonomik donanım, bilişim, iletişim teknolojilerinden yararlanmak,
farklı lojistik sistem seçeneklerinden yararlanmak gerekiyor.
Sektörde 2003 yılında standartlar yoluyla disiplini sağlamak amacıyla
çıkarılan ‘Karayolu Taşıma Kanunu’ beraberinde tartışmaları da getirdi.
İlgili kanun taşıma belgesi ve teminat mektupları bedellerinin yüksek
olması, işletme ve kuruluş sermayelerinin çok yükseltilmesini gerektirmesi,
firmaların araç alımına özendirilerek atıl kapasitenin daha da büyütülmesine
neden olması, getirilen yükümlülüklerin orta ve küçük ölçekli firmaların
kapanmasına neden olabilirliği yeni kanunun taşıdığı dezavantajlardan.
Ayrıca, sektörde Gümrük Birliği’nin işler hale gelmemesi nedeniyle
gümrüklerde yaşanan zaman kaybı, mevcut Gümrük Kanunu’nun havayolu
taşımacılık sektörünün ihtiyaçlarına cevap vermemesi, sektörde eleman
yetiştiren kurum sayısının azlığı, geçiş belgelerinin temininde Avrupa
Ülkeleri ile sorun yaşanması da diğer sorunlar arasında.
|