|
İnsan kaynaklarının tanımı artık
değişiyor. Uzmanlara göre yeni dönemde, bu departmanı “yetenek yönetimi”
olarak tanımlayan firmalar kazanacak.
İş dünyası, 1990’lı yıllardan bu yana “insan kaynakları”na odaklandı.
“Personel işlerinin” yerini bu modern yönetim sistemine bırakmasıyla, farklı
bir dönem açıldı. Eğitim, performans yönetimi, motivasyon, kişisel gelişim,
yeni görev tanımları, organizasyon şemaları… Bu ve benzeri uygulama ve
yöntemlerden oluşan “insan kaynaklarının” tanımı da artık tek başına
yetmiyor. Daha doğrusu insanı yalnızca “en değerli kaynak” olarak görmekle,
en iyi sonucu almak mümkün değil.
Bir çalışanın, finansman, teknoloji, üretim, piyasa vb. günlük konuları en
iyi şekilde yönetmesi bugün artık “olmazsa olmaz” standartlar arasında.
Yenilikçi düşünce sistemine sahip olmak, bununla değer yaratmak, yeni ürün
geliştirme, satış, pazarlama, üretim ya da müşteri ilişkilerinde fark
yaratmak, verimliliği arttırmak, maliyetleri düşürmek ya da takım
çalışmasını güçlendirmek gibi kritik unsurların temelinde ise “yetenek” var.
Bu nedenle, insan kaynaklarının tanımı, “yetenek yönetimi” olarak, yeni bir
anlam kazanıyor.
PricewaterhouseCoopers (PwC) Türkiye Başkanı Cansen Başaran Symes, yetenek
yönetiminin, iş dünyasında yavaş adımlarla yerini güçlendiren bir kavram
olduğuna dikkat çekiyor; “Bize yönetici bulmak konusunda taleplerle gelen,
özellikle boyutu küçük, kurumsallaşmamış, aile yapısındaki firmalarda
genellikle şu tip yorumlarla karşılaşıyoruz: ‘Zaten sokakta binlerce işsiz
adam var, niye gelip de bu şirkette çalışmıyor ki’ ya da ‘Benden iyi işveren
mi bulacak. Gelsin başlasın, kendini göstersin, ondan sonra biz onu takdir
ederiz.’ Ancak Türkiye yavaş da olsa yetenek yönetimi yapan şirketlerin
adaylar tarafından daha fazla tercih edildiği bir yapıya veya bir
paradigmaya doğru gidiyor. Dolayısıyla da diğer firmalar zaman zaman “yetkin
beyinleri” çekmekte veya korumakta zorlanacakları bir duruma geliyorlar.”
Peki yetenek yönetimi ne anlama geliyor? Her şeyden önce, yetenekleri bulmak
ve tutabilmek eskisinden çok daha zor. “Yetenek pazarında” kıran kırana bir
rekabet var. Firmalar “yetenekli” insanlara sahip olmak istiyor, sahip
olanlar da kaybetmemek için mücadele ediyor. Çalışanlarının yeteneklerini
keşfederek, bunu zincirin halkaları gibi görüp, birleştirmek, sinerji
yaratmak gerekiyor. Yeni yetenekleri firmaya çekmek bir tarafa, yetenekleri
kullanılmayan, keşfedilmemiş olan, pozisyonu ve sorumlulukları nedeniyle
farklı işler yapan çalışanları da düşünmek, onları “görmek” ve firmada
tutmak gerekiyor.
Uzmanlara göre yetenek yönetimini nasıl gördüğünüz, uyguladığınız ve
değerlendirdiğiniz de çok önemli! Yetenekleri geliştirmek, çalışanları
yalnızca yüksek maliyetli eğitim programlarına göndermek anlamına gelmiyor.
Onları çalışırken de eğitebiliyor, geliştirebiliyorsunuz. En önemli
unsurlardan biri, onları izlemek, yeteneklerini keşfetmek, cesaretlendirmek,
öğrenmeye ve gelişmeye teşvik etmek! Bu süreci yapılandırmak ve gerekli
felsefeyi oluşturmak, hiyerarşiyi, sınırları kaldırmak… Elbette bu sistemin
içinde yine sürekli eğitim var. Yalnızca gençlerin değil, kariyerinde
ilerlemiş kişilerin de yeteneklerine yatırım yapmak gerekiyor. Ancak bu
noktada yetenek yönetimini “kısa vadeli bir süreç” ya da maliyet kalemi
olarak da görmemek gerekiyor. “Yetenekleri keşfettik, yolumuza devam edelim”
biçimindeki bir yaklaşım, firmaları başarıya götürmüyor. Yetenek
yönetiminin, firmanın hem geleceğine hem de altyapısına yapılan bir yatırım
olarak görülmesi, kalıcı bir parça olarak algılanması, sürekli yönetilmesi
ve tekniğinin geliştirilmesi gerekiyor. Bir yaşam biçimi olan yetenek
yönetimi, firmanın her seviyesinde yaşatılırsa tamamlanabiliyor.
Dolayısıyla bu konunun mutlaka “tepede” başlaması gerekiyor. Uzmanlara göre
yetenek yönetiminin farkında olan yöneticiler, çalışanlarını çok daha iyi
yetiştiriyor. Cansen Baþaran Symes, bir yönetici olarak kendi “yetenek
yönetimi” modelini şöyle anlatıyor; “İnsanın içinde olduğu her şeyde yetenek
var. O nedenle kendimi yeteneği yöneten bir kişi olarak algılıyorum. Bir
firma mantığının merkezinde de yetenek yönetimi olmalıdır. Yeteneğin
geliştirilmesi şirketin sorumluluğudur. Bir fabrikada, tedarik zincirinin
doğru işlemesi için hammadde ile nasıl bir ilişki yapısı kurmanız
gerekiyorsa, çalışanlarla da benzer bir ilişki kurmaya çalışılmalıdır. Onlar
bizim tedarik zincirimizin önemli halkaları.”
Bunun yanında, uzmanlar dünyada iyi tespit edilmesi ve anlaşılması gereken
çok önemli bir değişim trendine de dikkat çekiyorlar: İş hayatında çok
farklı nesilleri temsil eden, değişik yaş gruplarından oluşan yeni bir
çalışan grubu var. Bu grupların iş hayatından beklentileri ve
motivasyonları, önceki jenerasyonlardan tamamen farklı konulara dayanıyor.
İnsanlar artık farklı olduklarını hissetmek istiyor. Eskiden kariyer
“fedakârlık isteyen” bir yol olarak algılanırken, bugünün çalışanları tam
tersini düşünüyor. Yeni nesil, eğitimi sırasında geliştirdiği
becerilerinden, sosyal hayatından, hobilerinden vs. kariyer için vazgeçmek
istemiyor.
Dolayısıyla, “yetenekleri” elinde tutmak isteyen şirketlerin bu noktayı iyi
algılaması ve iş ortamını da buna uygun bir şekilde oluşturması gerekiyor.
Liderlerin “empatiyi” geliştirmesi de kritik nokta.
“Firmalar, “yetenekli” insanlara sahip olmak istiyor, sahip olanlar da
kaybetmemek için mücadele ediyor. Çalışanlarının yeteneklerini keşfederek,
bunu zincirin halkaları gibi görüp, birleştirmek, sinerji yaratmak
gerekiyor.”
İnsanlar artık farklı olduklarını hissetmek istiyor. Eskiden kariyer
“fedakârlık isteyen” bir yol olarak algılanırken, şimdi tam tersi
düşünülüyor. Yeni nesil, eğitimi sırasında geliştirdiği becerilerinden,
sosyal hayatından, hobilerinden vs. kariyer için vazgeçmek istemiyor.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 13. Sayı |